banner1

Sözleşmenin Kaynağı Nedir?

Öncelikle yazıma ‘Sözleşmenin Kaynağı Nedir?’ sorusuna kendimce yanıt vererek başlamak istiyorum. Günümüz insanları, yaşamlarında en küçük ihtiyaçlarını bile giderebilmek için bir alış-veriş ihtiyacı gereği duyarlar ve bu alış-veriş ihtiyacını tek başlarına gideremezler. Etrafındaki insanlar ile sürekli bir ilişki içerisinde olmalıdırlar ki ihtiyaçlarını giderebilsinler.

Peki ya yüzyıllar öncesi dönemlerde insanlar ihtiyaçlarını karşılamak için alış-verişe ihtiyaç duymuyorlar mıydı? İnsanoğlu yüzyıllar öncesinden beri etrafındaki insanlar ile ilişki içerisindedir ve bu ilişkileri sayesinde o zamanlardan beri bir takım ihtiyaçlarını karşılıklı olarak gidermektedirler. Bu ihtiyaçlar giderilirken, yani bu alış-veriş eylemi gerçekleştirilirken insanlar arasında ilişkilerini etkileyebilecek ölçüde sorunlar yaşanmıştır ve bunun sonucunda bazı düzenlemelere ihtiyaçları olduğunun farkına varmışlardır. Özellikle yerleşik hayata geçişin gerçekleşmesinden sonra insanlar arasındaki ilişkilerin bir takım kurallara bağlanmasının kaçınılmaz olduğu düşüncesi kuvvetlenmiştir.

İşte insanlar bu şekilde farkına vardıkları eksikliği gidermek amacıyla çalışmalar yapmış ve zamanla bu çalışmalarını hukuki bir zemine oturtmuşlardır. Oluşturulan bu hukuki zemin sayesinde ise ‘Sözleşmeler Hukuku’ dediğimiz alan doğmuştur.

Günümüzde kontrat, mukavele, akit, bağıt ve mukavelename olarak da bilinen sözleşme, en az iki tarafın hukuksal sonuca yönelik karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamasıyla meydana gelen hukuki işlem olarak tanımlanmaktadır. Tarafların birbirine uygun irade açıklamalarıyla yapılan bir hukuki işlem olan sözleşmenin kural olarak belirli bir alanda yapılması zorunlu değildir. Bu husus Anayasa madde 48’de Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlığı altında ‘Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir.’ denerek ifade edilmiştir. Aynı husus ayrıca Türk Borçlar Kanunu’nun 26’ıncı maddesinde de ele alınmıştır. Peki, sözleşme hürriyeti kapsamına neler girer? Bu hürriyetin kapsamını belirtilen maddeler aracılığıyla belirlememiz mümkündür. Dolayısıyla bu hürriyetin kapsamına sözleşme yapma, sözleşmenin tarafını seçme, sözleşme biçimini belirleme, sözleşmeyi ortadan kaldırmak ve değiştirmek ve son olarak ise yasalarda düzenlenmiş ya da düzenlenmemiş sözleşmenin tipini belirleyebilme serbestisinin girdiğini söyleyebiliriz.

Ancak kanun koyucu bu kurala yasalarla bazı istisnalar getirmiştir. Bu husus ise Türk Borçlar Kanunu’nun 27’inci maddesinde düzenleme bulmuştur. Bu madde uyarınca kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ve konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin hükümsüz olacağı belirtilmiştir. Tüm bu düzenlemelerin sonucu olarak insanlar, kanun koyucunun çizdiği sınırlar içerisinde kalmak suretiyle sözleşme yapabilirler.

Sözleşmelerin geçerliliği konusuna gelecek olursak, kanunda aksi öngörülmedikçe sözleşmeler hiçbir şekle bağlı değildir. Eğer ki kanunda sözleşmeler için bir şekil öngörülmüş ise bu geçerlilik şeklidir. Dolayısıyla bu durumlarda öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz. Ayrıca Türk Borçlar Kanunu’nun 17’inci maddesinde kanunda şekle bağlanmamış bir sözleşmenin taraflarca belirli bir şekilde yapılması kararlaştırılmışsa belirlenen şekilde yapılmayan sözleşmenin tarafları bağlamayacağı öngörülerek taraflara da sözleşmenin şeklini belirleyebilme hususunda yetki vermiştir.

Peki, insanlar neden sözleşme yapma gereği duyarlar? Yazımın başında da belirttiğim gibi insanların doğasından kaynaklı olarak bir takım ihtiyaçları olabilir ve bunları karşılamak için çevresinde yer alan ve ilişki içerisinde olduğu insanlar ile alış-veriş yapabilir. Bu alış-veriş eyleminin sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesi için sözleşme yapma gereği duyarlar. Tarafların aralarında akdettiği bu sözleşmeye biz taraflar arasındaki ilişkinin anayasası diyebiliriz. Çünkü tarafların düzenlediği bu sözleşmenin yerine getirilmesi ahde vefa ilkesi gereğince kaçınılmazdır.

Sözleşmenin nasıl kurulacağı hususuna değinmenin de kanaatimce gerekli olduğunu düşünüyorum. Öncelikle bir sözleşmenin kurulabilmesi için taraflardan birinin bir öneride bulunması ve karşı tarafında bu öneriyi kabul etmesi gerekmektedir. Öneri bir sözleşmenin esaslı unsurlarını içeren ve bağlanma iradesi taşıyan açıklama olarak tanımlanmaktayken, kabul, öneriyi değiştirmeyen ve onunla uyum içerisinde bulunan irade açıklaması olarak tanımlanmaktadır. Öneride bulunanın önerisi üzerine, karşı taraftan bir kabul beyanı geldiği takdirde sözleşme kurulmuş olacaktır. Öneren, önerisi ile bağlı kalacağı süreyi belirleyebilme yetkisine haizdir ve bu süreyi belirlemiş ise bu süre sonuna kadar önerisiyle bağlı olacaktır. Aksi takdirde makul süre beklenmelidir. Öneride sözleşmenin esaslı unsurlarının bulunmasının gerektiğinin altını tekrar çizmek isterim. Esaslı unsurlar bulunmadığı takdirde sözleşme kurulmamış olacaktır. Esaslı olmayan unsurların ise öneride bulunmaması sözleşmenin kurulmuş olmasını etkilemeyecektir. Bu husus Türk Borçlar Kanunu’nun 2’inci maddesinde de belirtilmiştir.

Belirtilen çerçeveler içerisinde kalarak sözleşme akdedildikten sonra yapılan sözleşme taraflar açısından bağlayıcı ve vazgeçilmez nitelik kazanır. Dolayısıyla bu aşamadan sonra şartlarda değişiklik meydan gelse dahi yine tarafların karşılıklı ve birbirine uygun rızası olmadıkça bu sözleşmeden dönemeyecekleri kabul edilmiş olur. Uygulamada bu durum ‘Ahde Vefa İlkesi’ olarak nitelendirilmektedir. Bu nedenden ötürü insanlar sözleşme ilişkisine girmeden önce, kendi aralarında bir müzakere aşaması gerçekleştirmelidirler. Bu müzakere sayesinde taraflar üzerinde uyuştukları noktaları tespit eden bir sözleşme tasarısı hazırlayabilirler ve kendileri için ne gibi hak ve yükümlülüklerin düzenlendiğini bilmeleri, sözleşmeyi de bu farkındalık ile yapmaları söz konusu olur.

Zaman zaman sözleşmede yer alan düzenlemelerin ne anlama geldiğinin belirlenememesi durumu söz konusu olabilir. Bu durumlara karşı da kanun koyucu bir önlem almış ve Türk Borçlar Kanunu’nun 19’uncu maddesinde bu hususa ilişkin bir düzenleme yapmıştır. Söz konusu durum ortaya çıktığında sözleşmenin yorumlanması yoluna başvurmamız gerekmektedir. Bu yola başvurduğumuzda dikkat etmemiz gereken hususlar vardır. Öncelikle bir sözleşmeyi yorumlarken tarafların gerçek ve ortak iradelerini esas almamız gerekir. Tarafların gerçek ve ortak iradelerini dikkate alarak yaptığımız yorum ayrıca dürüstlük kuralına da aykırı olmamalıdır. Son olarak ise hiçbir zaman unutulmamalıdır ki sözleşme yorumlanırken sözleşmenin tamamı esas alınmalıdır. Sadece bir kısmını yoruma tabii tutmamalıyız ki zaten kısmi yorum yaparsak tarafların gerçek ve ortak iradelerine ulaşmamız mümkün olmayacaktır.

Sözleşmenin yokluğu ve geçersizliği durumları da doğabilir. Sözleşmenin temel kurucu öğelerinden biri eksikse sözleşme yokluk yaptırımına bağlıdır. En başından itibaren sözleşme doğmamış olacaktır. Bu duruma örnek olarak ise dini nikâhı gösterebiliriz. Geçersizlik kurumunun gündeme gelmesi için ise sözleşme kurulurken bir takım geçerlilik koşullarına uyulmaması aranmaktadır. Örneğin uygulama da en sık görülen durumlardan biri muvazaalı sözleşmelerdir. Muvazaalı sözleşmelerde taraflar sözleşme yapma iradeleri olmaksızın, sözleşme yapıyormuş gibi görünürler (nispi muvazaa) ya da asıl yapılması gereken sözleşme yerine başka bir sözleşme (mutlak muvazaa) yaparlar. Böylece üçüncü kişiler nezdinde farklı bir görünüm yaratırlar. Tarafların söz konusu görünüşleri yaratmasının yaptırımı ise yine sözleşmenin geçersizliği olacaktır.

Taraflar sözleşmeden kaynaklanan borçlarını sözleşmede belirtildiği gibi ifa etmek ile yükümlüdürler. Taraflar karşılıklı olarak borçlarını ifa ettiği takdirde sözleşme karşılıklı ifanın gerçekleşmesi sebebiyle herhangi bir problem ortaya çıkmadan sona ermiş olacaktır. Taraflardan birisi borcunu ifa etmediği takdirde ise hangi taraf bu yükümlülüğe aykırı davranmış ise borca aykırılık söz konusu olacaktır. Borca aykırılıktan bahsedebilmemiz için ise borcun zamanında ifa edilmemesi, gereği gibi ifa edilmemesi ve hiç ifa edilmemesi durumlarının gerçekleşmesi gerekir. Borca aykırı davranış gerçeklemiş ise borçlu taraf, alacaklı tarafın zararını tazmin ile yükümlü olacaktır. Ancak alacaklının zararını ispat etmesi gerekmektedir. Alacaklı zararının tazmini dışında,  ifa davası açarak alacağını aynen ifasını talep edebileceği gibi kanunun öngördüğü hallerde sözleşme ilişkisinden geçmişe etkili olarak dönebilecektir. Alacaklı dönme hakkını kullanır ise sözleşme ilişkisi sona ermiş olacaktır. Sözleşmenin sona ermesiyle birlikte dönme hakkını kullanan alacaklı, borçludan menfi zararını da talep edebilecektir. Dönme hakkını alacaklıya tanıyan kanun koyucu sözleşmenin kurulduğu andaki durumun tekrar sağlanmasını amaçlamıştır.

Sözleşme yukarıda anlatıldığı üzere tarafların karşılıklı olarak borçlarını ifa etmesi üzerine veya alacaklı tarafın dönme hakkını kullanarak sözleşmeden tek taraflı irade beyanıyla dönmesi üzerine sona erebileceği gibi taraflardan birinin geleceğe etkili olarak fesih beyanını kullanmasıyla da sona erebilir. Fesih hakkının kullanılabilmesi için tarafların kendi kontrolleri dışında gelişen bazı durumlar veya şartlar nedeniyle yükümlülüklerini yerine getirememesi söz konusu olmalıdır veya sözleşmede feshe ilişkin düzenlemeler yer almalı ve bu düzenlemelerde yer alan hususların gerçekleşmesi gerekmektedir. Tarafların kendi kontrolleri dışında gelişen bazı durumlar veya şartlar nedeniyle yükümlülüklerini yerine getirememesinin söz konusu olduğu hallerde gerekli koşulların gerçekleşmesi halinde, gerçekleşen bu durumdan ötürü borcunu ifa etmesi zorlaşan taraf ifa imkânsızlığı hükümlerine dayanarak fesih hakkını kullanabilecektir. Fesih hakkının sözleşmede düzenlendiği durumlarda ise özellikle feshin koşulları belirtilmeli, ihbar gerekip gerekmediği yer almalı, ihbar gerekiyorsa ihbarın süresi belirtilmeli ve son olarak feshin sonuçları da düzenlenmelidir.

Elbette fesih, dönme ve karşılıklı ifa dışında da sözleşmeyi sona erdiren bir takım durumlar mevcuttur. Örneğin iki tarafın anlaşması (ibra, ikale ve yenileme) ile sözleşme sona erebileceği gibi tek taraflı (takas, dönme) olarak da sonra erebilir.

Sözleşmeden doğan borç ifa edilmediği takdirde, alacaklı taraf kural olarak alacağın muaccel olma tarihinden itibaren 10 yıl içinde alacağının ifasını her zaman talep edebilecektir. Kanun koyucunun daha kısa zaman öngördüğü hallerde vardır.

Yazıma genel işlem koşullarından da bahsederek son vermek istiyorum. Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin önceden tek başına hazırlayarak aynı türde birden fazla sözleşmede kullanma amacıyla önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu hükümler olarak tanımlanmaktadır. Tanımdan da anlaşıldığı gibi bir hükmün genel işlem koşulu sayılabilmesi için üç şartı vardır. Bunlardan ilki o maddenin önceden hazırlanması, ikincisi ise çok sayıda kullanılmak için hazırlanması ve son olarak sözleşmeyi düzenleyen tarafça hazırlanmasıdır. Bu üç koşulun varlığı halinde biz genel işlem koşulunun varlığından bahsedebiliriz. Genel işlem koşulu olan maddenin geçerli olabilmesi için açıkça bilgilendirme yapılması gerekir. Aksi halde yargılamada hâkim, menfaate aykırılık nedeniyle bu maddeleri yok sayabilir. Karşı tarafın aleyhine bir madde var ise ve ancak karşı tarafa bilgilendirme yapılmışsa karşı tarafı bağlar. Sözleşme şartlarının sözleşme tarafları arasında tek tek pazarlık konusu edilmiş olduğu hallerde de genel işlem şartlarının varlığından bahsedemeyiz. Unutmadan söylemek gerekir ki, karşı taraf inceleyerek kabul etmiş olsa dahi genel işlem koşullarında yer alan dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikteki hükümler yazılmamış sayılacaktır. Yazılmamış sayılma yaptırımının sonucu ise sadece yazılmamış sayılan hükmün geçersiz olması anlamını taşır. Burada kanun koyucunun amacı sözleşmeyi ayakta tutmak ve zayıf tarafın menfaatini korumaktır.

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4.Sınıf

KAYNAKÇA;

  1. Anayasa ve Türk Borçlar Kanunu İlgili Hükümleri
  2. EREN, Fikret. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. ANKARA. Yetkin Basımevi. 2017
  3. Çankaya Üniversitesi Öğretim Görevlisi Olan Yrd. Doç. Dr. Hatice Tolunay OZANEMRE YAYLA Hocamın Ders Notları

YORUM EKLE

banner19

banner24

banner25

banner28

banner29

banner30

banner21

banner31

banner17

banner22

banner18

banner20

banner26

banner34

banner23

banner27

sanalbasin.com üyesidir