Erdoğan'dan asgari ücret açıklaması

Erdoğan: "Kamu işçileri ve memurlarının ücretlerindeki artışlarla başlattığımız çalışanlarımızı fiyat artışlarına karşı koruma politikamızı asgari ücretle de sürdüreceğiz."

Erdoğan'dan asgari ücret açıklaması
banner127

Kabine toplantısı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında gerçekleştirildi.

3 saat 15 dakika süren toplantıda ekonomideki son durumun yanı sıra yurt içi ve yurt dışındaki gelişmeler ele alındı.

Sona eren toplantının ardından açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

Elazığ ve Malatya’da olduğu gibi İzmir’de de hızlı bir şekilde hasar tespit çalışmalarını tamamladık. Yaşanan depremin ardından Elazığ’da 23 bin 677 konut ve 2 bin 515 köy evi, Malatya’da 6 bin 287 konut ve 1555 köy evi yaparak 1 yıl geçmeden vatandaşlarımıza teslim etmeye başlamıştık.

Diğer afet bölgelerinde olduğu gibi İzmir’de de aynı hızla konutlarımızı inşa ettik. Bu süreçte İzmir tarihinin en büyük kentsel dönüşüm, deprem dönüşüm çalışmalarını yürüttük. Hazırlıkları hızla tamamlayarak yıkılan evlerin yerine vatandaşlarımıza sıcak birer yuva olacak konutların temellerini 22 Şubat’ta attık.

Depremden en çok etkilenen Bayraklı’nın 3 mahallesindeki toplam büyüklüğü 75 bin metrekareyi bulan 7 ayrı bölgede yatırım bedeli 750 milyon lira olan 1391 konut ve 302 dükkan inşa ettik.

Bunlardan 596’sı konut ve 145’i dükkan olmak üzere toplam 741 bağımsız bölümün yapımını tamamladık. İnşallah bu konut ve dükkanları 26 Kasım’da, yani önümüzdeki cuma günü vatandaşlarımıza bizzat teslim edeceğiz.

Geri kalan 795 konut ve 157 dükkanı da en kısa sürede tamamlayarak hak sahiplerine vereceğiz. Bayraklı’da 3 milyon 800 bin metrekare büyüklüğündeki rezerv alanda depremzedeler için yatırım değeri 1,5 milyar lira olan 3 bin 649 konut ve 51 dükkan yaptık.

Bu alanın ilk etabında inşa edilen 397 konutu yılbaşında tamamlayarak İzmirli vatandaşlara teslim edeceğiz. Kalan konutların inşasını da etaplar halinde en kısa sürede bitireceğiz.

Bugünkü kabine toplantısında hak sahibi vatandaşların yapacakları ödemelerle ilgili kararı da verdik. İzmir’de inşa ettiğimiz konutlarımızı ilk 24 ayı ödemesiz, 216 ayı ödemeli olmak üzere 20 yıla yayılan bir vade ile vatandaşlarımıza takdim edeceğiz.

Aylık ödemeler 2 artı 1 konutlarda 740 liradan, 3 artı 1 konutlarda ise 1020 liradan başlayacak. Bir başka ifade ile İzmirli depremzede vatandaşlarımızı, 2 artı 1 konutları 160 bin lira ile 180 bin lira, 3 artı 1 konutları 220 bin lira ile 260 bin lira arasında maliyetinin çok altında fiyatlarla ev sahibi yapıyoruz.

Nasıl 19 yıl boyunca verdiğimiz tüm sözleri tuttuysak, hamdolsun İzmir’de de bir sözümüzü daha yerine getirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Yeni, güvenli, konforlu yuvalarının İzmirli vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Bu hizmetlerin İzmirimize kazandırılmasında emeği geçen TOKİ ve AFAD başta olmak üzere, tüm kurumlarımız ile mühendisinden işçisine herkesi tebrik ediyorum.

Türkiye geçtiğimiz 19 yılda demokrasi ve kalkınmada çok büyük bir değişim yaşamıştır. Bu değişimin etkilerini insanlarımızın günlük hayatlarından ülkemizin uluslararası konumuna kadar her yerde görmek mümkündür.

Milletimizin hak ve özgürlükleri ile refahı konusunda yaşanan hiçbir gelişme kolay olmamıştır. Atılan her adımın gerisinde büyük bir mücadele ve yapılan fedakarlık vardır.

Çok partili siyasi hayata geçişimizden sonra milli iradenin üstünlüğünü tanımak yerine tek parti faşizminden güçlenen vesayeti güçlendirmek isteyenler hep olmuştur.

Kimi zaman siyasi ve ekonomik krizlerle, kimi zaman darbelerle milletimizin sırtına ağır maliyetler bindiren bu sistemin ekonomik boyutu da vardır. Yıllarca dünya ortalamalarının çok üzerinde oranlarla borçlanan, borçlanmak zorunda bırakılan bir ülke olduk.

Bu yüksek maliyetin karşılığını da yatırıma, üretime, istihdama kavuşarak değil kendi siyasi ve güvenlik politikalarımızı izlemeye kalktığımızda şantaja maruz kalarak aldık. Parlamenter sistemde hiçbir hükümetin bu şantaja karşı duracak gücü olamadığı için ülkemizin siyasi istikrarsızlık batağına mahkum edildi.

Son 19 yıldaki güçlü siyasi irade bilhassa Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sayesinde bu mücadeleyi verebilecek dirayete, azme ve imkana kavuştuk. Ülkemizdeki kurdaki hareketlerin etkisiyle yükselen enflasyonla veya fiyat artışıyla sonuçlanan ekonomik sıkıntılar elbette vardır.

Öncelikle sorunun adını doğru koymamız lazım. Fiyatlardaki düzenli artışı ifade eden enflasyonun olduğu yerde yatırım olacağı, üretim azalacağı, istihdam düşeceği için dengeler bozulur.

Buna karşılık sadece kurdaki yükselişe bağlı olarak kimi ürünlerde ortaya çıkan fiyat artışı, yatırımı, üretimi ve istihdamı doğrudan etkilemez, tam tersine kurdaki rekabet gücü yatırımda, üretimde ve istihdamda artışa yol açar. Ülkemizde yaşanan durum tam da budur. Yani fiyat artışıdır.

Bunun adı enflasyon olsa bile dünyaya baktığımızda ülkelerin enflasyonu yenmek için farklı politikalar izlediğini görüyoruz. Kimi bu noktada faizi artırmış, kimi döviz kullanmış, kimi enflasyon hedeflemesine gitmiştir. Bugüne kadar tüm ülkelerde geçerli tek bir enflasyonla mücadele yöntemi görülmemiştir.

Geçmişte enflasyon sorunu bulunmayan ülkelerin ortak özelliği ise cari açık vermemeleridir. Cari açık olup da enflasyon yaşamayan ABD gibi ülkelerin avantajı ise paralarının rezerv para olmasıdır. Dünyada bir süredir yaşanan salgın süreciyle hızlanan gelişmeler, ekonomik işleyişin klasik iktisat teorileriyle açıklanamayacak yeni bir seviyeye evrildiğine işaret etmektedir.

Geçmişte 1929, 2008 büyük krizlerini yaşayan küresel ekonomi, yeni sınamalar karşısında ciddi bir bocalama içindedir. Düşük faiz ve ucuz dolar çılgınlığının ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkeler üzerindeki sonucu 2008 krizi ile ortaya çıktı. Salgın sürecinde izlenen politikalarda birlikte FED’in 2008 öncesi 750 milyar dolar olan bilanço büyüklüğü bugün 8 buçuk trilyon dolara ulaştı.

Buna rağmen küresel ekonomideki handikaplar aşılabilmiş değildir. Sonuçta dünya milli gelirinin 3'te ikisini oluşturan hizmetler sektöründe salgın döneminde yaşanan çöküşün imalat sanayisinde duraksamaya yol açtığı bir gerçekle karşı karşıya kaldık.

Gelişmiş ülkelerin parasal genişleme ve negatif faiz uygulamaları ise küresel ekonominin işleyişini daha bozdu. Araştırmalar ABD'deki şirketlerin yüzde 17.2’sinin aldıkları kredilerin bırakın ana parasının faizini bile ödemeyecek durumda olduklarını gösteriyor.

Teknoloji şirketlerinin değerindeki aşırı yükselişin gerçek ekonomiyle ilgisinin olmadığı tecrübelerle biliniyor. Aynı şekilde dünya borsalardakindeki şişkinlik basılan fazla paranın kendine gidecek yer bulamamasından kaynaklanıyor.

Fazla paranın yol açtığı bir başka sorun da gelişmiş ülke ekonomilerinin ciddi enflasyon rakamlarıyla karşı karşıya kalmasıdır. Üretici fiyatları enflasyonu Amerika'da yüzde 9'u, Almanya'da yüzde 18,4'ü, Çin'de yüzde 13 buçuğu, AB ortalamasında yüzde 16,2'yi gördü.

Alınan tedbirlerle bu üretici enflasyon rakamlarının tüketici enflasyonuna kısmen daha düşük seviyelerde yansımış olması, küresel ekonominin önündeki hayati sorunları ortadan kaldırmıyor. Gelişmiş ülkelerin küresel ekonominin mevcut işleyişinde radikal değişiklikler olmadığı sürece faiz artırımına gitmeleri veya parasal daralmaya yönelmeleri zor gözüküyor.

Amerika’nın bir yandan aylık 15 milyar dolarlık parasal daralma politikası açıklarken, diğer yandan 1,5 trilyon dolarlık altyapı yatırımına izin vererek bu politikayı fiilen ortadan kaldırmasının sebebi de işte bu durumdur. AB tarafında da parasal genişlemeye devam etme ve faiz artırımından uzak durma yaklaşımı hakimdir.

Çin de ciddi bir finansal genişleme politikasıyla parasının değerini düşük tutmayı sürdüreceği anlaşılıyor. Karşımızdaki bu tablo bizi bir tercihe zorlamıştır.

Ya ülkemizde eskiden beri hakim olan anlayışı sürdürerek yatırımdan, üretimden, büyümeden, istihdamdan vazgeçecektik ya da kendi önceliklerimizle yolumuza devam ederek tarihi bir mücadeleyi göze alacaktık. Biz her zamanki gibi mücadeleyi tercih ettik.

Türkiye belki de tarihinde ilk defa kendi ihtiyacına ve gerçeklerine uygun bir ekonomi politikası izleme fırsatı elde etmiştir. Geçmişten beri her alanda olduğu gibi finansal kriz yönetimlerinde de çok büyük birikim ve tecrübe sahibi bir ülke olarak dünyanın içinden geçtiği şu kirik dönemin önümüze açtığı fırsatları değerlendirmekte kararlıyız.

Ülkemizi eskiden hep yaptıkları gibi denklemin dışına itmek isteyenlerin kur, faiz ve fiyat artışları üzerinden oynadıkları oyunu görüyor, kendi oyun planımızla devam etme irademizi ortaya koyuyoruz.

Biz aynı oyunu vesayetle mücadelemizde gördük. Sabrettik ve başardık. Biz aynı oyunu terör örgütleriyle mücadelemizde gördük, karşı atağımızı yaptık ve başardık. Biz aynı oyunu darbe girişimlerinde gördük, milletimizle birlikte direndik ve başardık. Aynı oyunu uluslararası nice hadisede platformda gördük, güçlü bir duruş sergileyerek girdiğimiz her mücadeleden alnımızın akıyla çıktık.

Ülkemizi bunca tuzaktan, bunca badireden nasıl çıkardıysak, Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu ekonomik kurtuluş savaşından da zaferle çıkartacağız. Ülkemizde önceliğimiz olan istihdamı artırmanın yolunun üretimden, ihracattan, büyümeden geçtiği konusunda hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Türkiye’nin yaklaşık 200 yıldır uzak tutulmaya çalışıldığı her kalkınma hamlesinin önünün darbeyle, vesayetle, krizle kesilerek IMF, Dünya Bankası ve mandacı iktisatçılarımız tarafından aksi istikamette yönlendirilmeye çalışıldığı gerçek işte budur.

Biz geçmişte uzunca bir süre denenmiş ama bir türlü sonuç alınamamış yüksek faiz-düşük kur kısır döngüsü yerine yatırım, üretim, istihdam, ihracat, büyüme odaklı ekonomi politikamızla ülkemiz ve milletimiz için en doğru olanı yapmakta kararlıyız. Politika faizinin düşük tutulmasını bunun için memnuniyetle karşılıyoruz. Kurun piyasadaki hareketlerini bunun için takipte özellikle kararlıyız.

Yatırımı, üretimi ve ihracatı bunun için teşvik ediyoruz. İstihdamı bunun için gözümüz gibi koruyoruz. Büyümeyi bunun için önemsiyoruz. Felaket tellallarının gürültülerini bunun için dikkate almıyoruz. Mandacı iktisatçıların reçetelerine bunun için itibar etmiyoruz.

Tüm bunlarla beraber kurdaki yükselişi bahane ederek hiçbir mantıklı izahı olmayan fahiş fiyat artışları yapan fırsatçılara da göz açtırmayacağız, hepsinin tepesine tepesine bineceğiz.

Atılan adımların sonuçları değerlendirilerek atılıyor. Bu politikayla biz ne yaptığımızı, niçin yaptığımızı, nasıl yaptığımızı, hangi risklerle karşı karşıya bulunduğumuzu, sonunda ne elde edeceğimizi gayet iyi biliyoruz. Üstelik bu politikayı öyle bir anda hayata geçirmiş değiliz.

Bugüne kadar attığımız her adım, inşa ettiğimiz her eser ve hizmetin, kurduğumuz her altyapının gerisindeki gayelerden biri de işte bugünlere hazırlık yapmaktır. Bu anlayışla organize sanayi bölgelerini yaygınlaştırarak ve güçlendirerek Çin’le Avrupa arasındaki en büyük, en kabiliyetli imalat sanayisini kurduk. Üniversiteleri, araştırma geliştirme kuruluşlarını ülke geneline yayarak orta ve yüksek teknolojiye dayalı atılımlarımız için insan kaynağı çeşitliğine gittik.

İnşa etiğimiz yollar, tüneller, havalimanları, demiryolları, limanlarla Pekin'den Londra’ya kadar tüm bu bölgede uzanan bölgenin en güçlü lojistik alt yapısı ülkemize aittir. İhracatımızı Afrika’dan Güney Amerika'ya kadar dünyanın dört bir yanına yayarak şehirlerimizin tamamının on binlerce yeni şirketimizin bu alana girmesini sağladık. SWAP işlemlerini yakından izlemek suretiyle küresel para cambazlarıyla işbirliği yaparak kendi ülkelerini soymayı alışkanlık haline getirenlerin önünü kestik.

İşsizlik sigortası, bireysel emeklilik gibi uygulamalarla uzun vadeli kaynaklar üretilerek bireysel yatırımcıların ve geliri döviz olmayanların dolarla borçlanmasına imkan tanımayarak kur üzerinden kumar oynanması engelleniyor.

Terör örgütleriyle mücadeledeki ve afetlere müdahaledeki hızımız ve etkinliğimiz ile ülkemizin çözüm üretme yeteneğine güveni biz artırdık. Bugün ülkemizde geçmişten farklı olarak bireylerin döviz borcu değil bankalarda ve yastık altında ciddi bir döviz varlığı vardır. İhracat ve ithalat işi dışında kayda değer düzeyde döviz borcu olan şirketimiz yoktur. Banlarımızın açık pozisyonları bulunmuyor.

Bütçe performansımız oldukça yüksek bir seviyededir. Büyük altyapı projelerimizi önemli ölçüde bitirdiğimiz için yatırımlarda kullanmak üzere acil finansman ihtiyacımız da kalmadı. Dünyanın bizden örnek aldığı yap-işlet-devret modeli sayesinde devam eden büyük projelerimizde kamu finansmanına yük getirmiyoruz. Sektörün gayretli çalışması sayesinde turizm gelirlerimiz hızla artıyor.

Savunma sanayimiz ülkemizin en önemli gelir kaynaklarından biri haline dönüşüyor. Suriye, Libya Kafkasya gibi istikrarsızlık bölgelerindeki başarılı kriz yönetimimiz siyasi ve insani hareket alanımızı genişletiyor. Karadeniz’de bulduğumuz doğalgaz en önemli döviz giderimiz olan enerji sorunumuzun çözümü konusundaki umutlarımızı güçlendirdi.

Bu yılın üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı döneminde göre 2 milyon 288 bin artan istihdam ile son aylarda fazla vermeye başlayan cari denge attığımız adımların amacımıza uygun sonuçlar doğurduğuna işaret ediyor.

Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Bu tespitimiz ülkemizin bugüne kadar yaşadıklarından çıkardığımız derslere dayanmaktadır. Ekonomi politikalarının bir aracı olan faizin seviyesini belirleyecek olan ülkenin ihtiyaçlarıdır.

Enflasyonun sadece parasal daralma ile çözülebileceği teorisinin kapalı ekonomiler dışında hiçbir karşılığının bulunmadığını gördük. Ülkemizi mandacı iktisatçıların arzuladığı şekilde küçültecek, zayıflatacak, insanlarımızı açlığa, yoksulluğa, işsizliğe mahkum edecek politikaları reddediyoruz.

Bu reddimizi yeni de değil uzunca bir süredir ortaya koyuyoruz. Bunun yerine sorunlarımızı kendi çözümlerimizle aşacak adımları atıyoruz. Yeni küresel sistem arayışları ve ülkemizin sahip olduğu güçlü altyapı böyle bir mücadele için bize geçmişte hiç olmadığı kadar uygun bir zemin sunmaktadır.

Uyguladığımız bu politikayla küresel finans çevrelerinin ülkemizi bunca zamandır ekonomik boyundurukları altında tutanların ve onların içerideki tetikçilerinin şimşeklerini üzerimize çektiğimizi farkındayız.

Ülkemizin ve milletimizin ekonomik kurtuluşu için böyle davranmamız bu mücadeleyi vermemiz lazım. İnşallah önümüzdeki aylardan itibaren bu politikanın insanlarımızın günlük hayatlarındaki olumlu yansımalarını görmeye başlayacağız.

Salgın yeni dalgalar ve yeni bilinmezliklerle dünyadaki etkisini sürdürüyor. Türkiye, sağlık hizmetlerinden aşağıya kadar her konuda salgınla mücadelede oldukça iyi bir yerde.

Okullarda eğitim ve öğretimin sürüyor, iş yerleri çalışıyor, vatandaşlar günlük hayatlarına herhangi bir sınırlamaya tabi tutmadan devam ediyor. Sahip olunan bu imkanlara devam edebilmek için tedbirin elden bırakılmaması gerekiyor.

Avrupa’da kısmi kapatmaların gündeme geldiği bir dönemde sadece biraz daha dikkatli ve özenli davranmaya ihtiyaç bulunuyor. Aşı olmayanların veya aşısı eksik olanların sağlık kuruluşlarına başvurmalarını tavsiye ediyorum.

Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada salgınla mücadelede dünyanın önünde giderek Türkiye’yi bu musibetin sıkıntılı sonuçlarından koruyacağız.

Okullarda eğitim ve öğretim bir haftalık ara tatilin ardından bugün tekrar başladı. Ara tatil döneminde 1170 okulu öğrencilere hizmet verecek yeni kütüphanelerine kavuşturduk. Bu yılın sonuna kadar ülkemizde kütüphanesi olmayan okul bırakmamayı hedefliyoruz.

Aynı şekilde işgücü piyasamızın ihtiyaç duyduğu insan kaynağımızı hızla yetiştirmek için de mesleki eğitim merkezlerini daha aktif kullanacak tedbirleri alıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığımız ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız yıl sonuna kadar mesleki eğitim merkezi olmayan organize sanayi bölgesi bırakmamaya yönelik yoğun bir çalışma içindeler.

Bu merkezlerde 6-8 ay gibi kısa süreli tamamlama programlarıyla acil insan kaynağı ihtiyacımızı karşılamayı planlıyoruz. Attığımız bu adımların özellikle genç işsizliğin süratle azaltılmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Bu yıl yağışın bol ve bereketli olduğu bir mevsim geçirerek gelecek yıl çiftçinin üretim ve gelir seviyesini daha da yukarıya çıkarmayı ümit ediyoruz. Türkiye, tarımda dünyanın 206 ülke ve bölgesine 2 binin üzerinde ürün gönderen, yılın ilk 9 ayında 17 buçuk milyar dolar gelir elde eden bir ülkedir.

Türkiye’nin tarımsal hasılada dünyada 10. sıradaki yerini daha da ileriye taşımak için çalışıyoruz. Kamu işçileri ve memurlarının ücretlerindeki artışlarla başlattığımız çalışanlarımızı fiyat artışlarına karşı koruma politikamızı asgari ücretle de sürdüreceğiz. Kapsamını ve miktarını oldukça yükselttiğimiz sosyal yardımlarımızın yelpazesini hiçbir ihtiyaç sahibi vatandaşımızı dışarıda bırakmayacak şekilde genişletiyoruz.

Sporcuların uluslararası müsabakalarda gösterdikleri başarılar milletçe herkesi gururlandırıyor. Bu başarıların kalıcı olması için altyapıdan eğitim ve teşvik programlarına kadar her alanda çok önemli faaliyetler yürütüyoruz.

Ulaştırma başta olmak üzere inşası süren büyük altyapı projelerini bir an önce milletin hizmetine sunmak için çalışıyoruz. Geçtiğimiz günlerde yerinde gördüğümüz 1915 Çanakkale Köprüsü ve Malkara Otoyolunu belirlenen tarihten bile önce hizmete açmayı ümit ediyoruz.

Son dönemde Türkiye’ye kazandırılan kültür, sanat yatırımları nesiller boyunca gençler başta olmak üzere tüm vatandaşlara hizmet verecek abide eserlerdir. Kapasitelerini büyüten, yeni inşa edilen fabrikalarla organize sanayi bölgelerinin her biri harıl harıl çalışan üretim merkezlerine dönüştü.

Üretimdeki her bir istihdam lojistik ve diğer hizmet sektörlerinde 4’e 5’e kadar çıkan ilave istihdama yol açtığı gerçeği ışığında ülkeyi büyütmek, güçlendirmek, kalkındırmak için gece gündüz mücadeleye devam ediyoruz.

Güncelleme Tarihi: 24 Kasım 2021, 00:17
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner19

banner101

banner25

banner26

banner104

banner34

banner17

banner22

banner18

banner20

banner102

banner30